e-Yazi

Facebook ile Abone Ol

Facebook'da Tavsiye Et

Big Baker - Kızılay - Ankara

Çok zor düşüyor artık benim ve bütün tanıdıklarımın yolu Kızılay'a.
Bir öğlen bozulan laptopumu tamirden almak için uğradım.
Tam önünden geçiyordum ve acıkmıştık, Big Baker'a oturduk.
 
Bu aralar burgerciler revaçta.
Birbirine benzeyen dekorlar.
Masada sepet içinde Heinz ürünleri.
Köfte ekmekten farkı olmasa da burger ile dolu ve cep yakan bir menü.
Big Baker da onlardan biri işte.
 

Papaz'ın Bağı - Ankara

Bu kadar güzel bir yer ancak bu kadar kötü işletilir.
Çankaya'da şehirde, içinde işletme olan tek yeşil alan burası kaldı heralde.
Yıllardır üzerindeki rant baskısı yüzünden haberlere konu oluyor.
Bu şekilde işletilmeye devam ederse de işi zor gibi.
 

Çukurağa Sofrası - Ümitköy - Ankara

 
Birinci çok geleneksel site geliri dağıtımı için Çukurağa'ya gidelim dedik. Ayda 1-2 kez gidiyoruz, bu sefer bahanemiz oldu. 
e-yazi.com'da kaleme aldığı Barselona yazısı bolca okunan Volkan T. Çukurağa'da bir öğle yemeğini kaptı benden. Darısı bu yazıyı okuyup, siteye üye olarak yazı yazanların başına.
 
Çukurağa Emek'de yıllardır bilinen bir yerken, sanırım ortak ya da baş şeflerden birisi Çukurağa Ümitköy Şube'yi açıyor.
 
Bence buranın adı İzzeti-i İkram olmalı. Mekana girdiğiniz andan, midenizin doluluğundan yürüyemez duruma gelene kadar salata, köz patlıcan, bulgur pilavı, ezme, köz soğan bittikçe yenisi geliyor. En sonda da buraya geliş sebebimizin başındaki irmik helvası var. Helva bittikçe istemekten artık utanıp bırakıyorsunuz. Yoksa bu helvaya doyum olmuyor.
 
  

Papirüs Otel - Adrasan - Antalya

 
Bu yaz, tatilimizin bir bölümünde daha önce hiç gezme fırsatı bulamadığımız Adrasan’a gitmeye karar vermiştik. Ancak Bayram tatiline de denk gelmesi nedeniyle deniz kıyısında yer alan otellerde yer bulamadık. Trip Advisor bize Papirüs oteli önerdi.
Sıcak hava ve zorlu bir yoldan sonra ulaştığımız Adrasan’da, Papirüs Otele ilk girdiğimiz andan itibaren yüzümüz gülümsemeye başladı. Konuralp ailesinin işletmeciliğini yaptığı bu küçük sevimli butik otel sizi muhteşem güzel bahçesi ile karşılıyor. Aile de gayet sıcak ve güleryüzlü. Sevimli torunları ve minik köpekleri Mişa ile otelin ön tarafında kendilerine küçük bir ev düzenlemişler orada kalıyorlar.
 
 

Hamam Böceği Başkenti - Petya Club Apart Otel - Datça

 
Datça'da bir nikaha katılmak için 4 gün uğradık. 24-28 Temmuz 2014. Nikah tarihi geç öğrendiğimiz için çok zor yer bulduk.
Evden apart otele dönüştürülmüş birçok yere göre daha kurumsal durduğu için Petya'yı tercih ettik.
 
Petya'da rezervasyon yaptırmak için ödeyeceğiniz toplam ücretin %50'sini havale yapmanızı istiyorlar.
Otele giriş yaptığınızda da diğer yarısını ödemenizi.
 
Şu ana kadar gittiğim hiç bir yerde girişte para ödemedim. Önce hizmet alınır. Hizmet beğenilir, çıkarken ücret ödenir. Otelde yaşanan bir sıkıntı varsa istediğinizde çıkar ve kaldığınız kadar ödersiniz.
 
 
Resepsiyonistle girişte ödeme yapmayı tartışarak geçirdik. Muhasebeciyi aradı, müdürünü aradı sonra da dedi ki; "telefon ettim ödeyeceksiniz".
YOK YA!
Otel kuralları gereği önceden ödenirmiş ona göre rezervasyon yapılırmış.
Yesinler kuralınızı...
Tabi ki ödemedim.

3 gün klimalı oda, diğer 1 gün yer olmadığı için klimasız bir oda ayarladık. Datça genelde hafif esintili hatta Ağustos sonu ciddi rüzgarlı olduğu için klimaya çok ihtiyaç kalmıyor.
 
 
Otelde iki katlı müstakil daireler var. Her daire önünde geniş çim ve çiçekli bir bahçe var.
Bahçede bolca kedi var. Fare ve böcek önlemek için iyi ama kedilerin neredeyse tümünün tek gözü enfeksiyon kapmıştı, bu insanlara da sıkıntı çıkarabilir.
Bir de havlunuzu dışarda kurumaya bırakırsanız, geri aldığınızda bolca kedi tüyüyle karşılaşıyorsunuz.
Aşılı olduklarını ise hiç sanmıyorum.
 
 

 
İki otel odası gördük. İkisinde de eşyalar çok eskiydi. Musluklar ya kapanmıyor, ya elinizde kalıyor. Duş aşağı yukarı su yönlendirme kolu kırıktı.
Oda fotoğrafları ikinci odadan. Eşyalar nispeten daha yeniydi.
Demek ki odalarda bir standart yok, aynı fiyatı ödüyorsunuz artık bahtınıza ne çıkarsa.
 
 
Oda çıkışındaki su gideri etrafı nasıl temiz görüyorsunuz. İyi ki örümcekler ağ örmüş de böceklerin ordan çıkmasına olanak vermiyor.
 
 
Banyoda havalandırma yok. Buhardan bunalırsanız, dışarıya açılan pencereyi açıp "yiğidin malı meydanda" diyebilirsiniz.
 
 
Bebek yatağı için önceden iki kez aramama rağmen odaya koymamışlardı. Giriş yaparken tekrar istedik, ayakları sabit durmayan, bir yaşında çocuğun kolaylıkla üzerinden atlayıp yere kapaklanabileceği, her yeri paslı vidayla tuttrulmuş bir demir parçası getirdiler.
 
 
Son gün resepsiyona uğrayamıyacağım için çıkmadan bir gün önce geri kalan tüm ücreti ödedim.
 
İlk odamızda bir ters dönmüş hamam böceği görmüştük. Odanın yeni ilaçlandığını düşünerek, böcekler fazla dolaşamadan ölmüş dedik.
Meğer bu böcekler ters dönüp bi daha düzelemiyorlarmış.
 
İkinci odaya geçtiğimizde yine aynı durumla karşılaştık.
Çöpün yanında ters dönmüş bir böcek gördük.
Derken bir böcek buzdolabının arkasından yatak odasına girdi.
Tam öldürecek bir terlik bulayım diye salona girince bir böcek daha ayaklarımızın arasından eşyalara doğru koştu.
 
O kadar hızlılar ki öldürmek emek istiyor.
O kadar büyükler ki, oturun sohbet edin.
Çağırın okeye dördüncü olsun.
 
Salondakini öldürdüm.
Odadaki kayboldu.
Ararken odada ölmüş bir böcek daha buldum.
Sonra odadaki ortaya çıktı. Artık öldürmeyi bıraktım.
 
Nasolsa çok büyükler duvara tırmanamazlar, eşyalara ulaşamazlar derken perdenin en üstünden tavana doğru seyirtti odadaki.
Olimpiyatları izliyor gibiydik artık. Hızlı koşular, ters parendeler. Bu böcekler bir harika.
 
Resepsiyonu aradım, hiç soru sormadan, yorum yapmadan "hemen ilaçlatalım" dediler.
Demek ki konuya gayet hakimler, otelin böcek sorunu var, biliyorlar.
 
Yarım saat odayı boşaltmak için eşyaları yopladık, ne kimse geldi, ne kimse aradı.
 
Tam o anda Nazım Hikmet'in şu dizeleri geldi aklıma;
Bu anda ne düşmek dalgalara, ne baş aşağı, ne baş yukarı.
Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Sade toprak, güneş ve ben.
Bu anda yeter bana bu kadarı, bahtiyarım.
 
Ve dedim ki;
Bu anda tüylerimden diken diken korkularım aşağı yukarı,
Bu anda ne Datça, ne tatil, ne arkadaşlarım,
Karım kızım ve ben böcekten korkmaktayım.
Bu korku yeter bana, vurup kapıyı çıkacağım... :)
 
İlaçlamaya gelseler de kalmayacaktık, odada çocuk varken ilaçlama nasıl olacaktı ki zaten?
 
 
 
Odayı o gün içinde kullanmama rağmen, son gün ücretini geri aldım ve terk ettik.
Akşam saat 8'de başka bir otel bulamayacağım için arkadaşlarımızın yanına başka bir otele sığındık.
 
Çocuk yatağı olmadığı için tabi ki uykusuz bir gece geçirdik.
Ve yorgun bir tatil.
 
Teşekkürler Petya.

Timboo Cafe - Armada - Ankara

 
Armada ilk açıldığından beri mimarisinden midir, içindeki mağazalardan mıdır bilmiyorum ama zaman geçirmektense, işi bitirip çıkmalık bir alışveriş merkezi oldu. İkinci binayı yaparlarken daha da mı batmak isityorlar diyorken, iki bina arasında açılan yeni restoran ve cafeler sayesinde baya iş yapar güzel bir yer oldu.
 
Timboo Cafe de Armada'da iki bina arasında kalan Hayat Sokak'da. Armada, Panora ve Kentpark'da şubeleri var. 
 
İlk Timboo'ya Panora'da gittiğimde, her masada bir çocuk ve çocukların elinde dvd player kulağında kulaklık vardı. Meğer Timboo veriyormuş bunları. Kötü bir oyalama biçimi olsa da ebeveynler açısından tercih edişen bir yer olduğu kesin. Altta menüde çocukları da düşünüyor olmalarının sebebi bu.
 
Mekan altta bu aralar revaçta olan raf ve rafta bilimum yurtdışından gelme sos kavanozları ile döşenmiş.
Armada şubesinde çocuk arabası ile gittiğimizde birçok kişi beklemesine rağmen bizi öne aldılar. Haftasonu yer bulunamayacak kadar kalabalık oluyor.  
 

Sayfa 8 / 17