e-Yazi

Facebook ile Abone Ol

Facebook'da Tavsiye Et

e-Yazi

Van Gölü Ekspresi

2011 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne değer bulunan M. Özgür Mutlu, öykülerindeki kurguyla ve karakter çeşitliliğiyle dikkat çeken genç bir yazar. Okuru hemen kavrayan kıvrak bir dil kullanarak, masa başından değil, olay yerinden sesleniyor.
 
 

Ağva - Şile 2012

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Aylardan Şubat... 2012 yılının çetin geçen kışına inat, kısa bir haftasonu soluklanması için Ağva’yı gözümüze kestiriyoruz. Şanslıyız ki kar biz yoldayken etkili değil, hatta o haftasonu ortadan kayboluyor.
Ağva’ya gidiş için muhtelif yollar mevcut. Biz kendi arabamızla İstanbul-Şile üzerinden gidiyoruz. Şile’den Ağva’ya gitmek için bir kıyı yolu da var. Biz onu değil de, iç taraftan giden yolu tercih ediyoruz. Dönüşte ise diğer yolu kullanacağız.
 
 
Yol Ağva’ya yaklaştıkça biraz kötüleşiyor, virajlı dar bir yola dönüşüyor. Ama manzara muazzam. Şubat ayında olmamıza rağmen yeşilin tonlarıyla başbaşa bir yolculuk yapıyoruz. Dolayısıyla daha Ağva’ya giderken doğanın tadını çıkarmaya başlıyoruz.
Ağva’nın hemen dışında oteller başlıyor. Sahile paralel giden yol üzerinde de birçok otel mevcut. Ama asıl Ağva’nın içinden geçen dere kenarına konuçlanmış sağlı-sollu oteller ve restorantlar çok ilgi çekici. Bu otellerde dere kenarında oturup yiyip-içebilir, dinlenebilir, okuyabilir vb., kısacası bütün bir gününüzü geçirebilirsiniz. Ağva küçük, şirin bir kasaba. Kış ayında olmanın farkıyla sessizlik, dinginlik ve kendi halindelik de ekleniyor bunlara. Öyle ki kaldığımız otel sadece bize çalışıyor, eminim diğer oteller de durum çok farklı değil. Bu da daha samimi bir ortam bulmamızı sağlıyor.
 
 
Ağva’da derenin kıyısındaki mekanlarda tüm günü geçirmek mümkün. Bu mekanlar bahar ve yaz aylarında çok kalabalık ve canlı oluyordur diye tahmin ediyorum. Biz de bir süre bu mekanların birinde zaman geçiriyor ve derenin etrafındaki yollarda yürüyüşe başlıyoruz. Oradan sahil tarfına geçiyor ve biraz da sahil kıyısı ile iskelede yürüyüş yapıyoruz. Ağva yakınlarında genellikle taksi ile gidilen, ilginç mağaraların olduğunu öğreniyoruz ama biz gitmeyi tercih etmiyoruz. Ağva bir haftasonu dinlencesi için çok uygun bir yer. Kendimizi dinliyor, stres atıyoruz.
 
 
Yemek için iskelede küçük hatta salaş da sayılabilecek bir balık restorant keşfediyoruz. Burayı o kadar seviyoruz ki iki akşam yemeğini de burada yiyoruz. Gerçekten çok samimi bir ortam var, mezeler de balıklar da kusursuza yakın. (Adı sanırım liman restoranttı ama yanılıyor da olabilirim. Zaten yakınlarında başka restorant yok, bulmak sorun olmayacaktır.)
 
 
Ve dönüş... Dönüş için daha önce gözümüze kestirdiğimiz Ağva-Şile Sahil Yolu’na çıkıyoruz. Bu yol da diğer yol gibi çok iyi sayılmaz. Denizi yanımıza alıp, İstanbul’un halen şehirleşmemiş nadir köylerinin içinden geçerek Şile’ye varıyoruz.
 
 
 
Gezmek için çok vaktimiz yok Şile’de... Kısa bir tur yapıyoruz. Önce Deniz Feneri’ne çıkıyor, sonra iskelede kısa bir yürüyüş yapıyoruz. Şile’yi bir de yazın görmeye karar vererek Şile’den ayrılıyoruz.

Kadim Şehir Bağdat – Dünyanın Eski Başkenti

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Volume 2 – İnsanlar
 
Bağdat; gece otel odasından bakıldığında tarihten bu yana bereket timsali olarak görülmüş ve Türkiye topraklarından başlayarak uzunca bir yol kat eden Dicle Nehri’nin (Tigris) iki yanına kurulmuş, ışıl ışıl bir kent.
Yerli halkın bereket timsali bu nehirden Bağdat seyahatimden yalnızca birkaç yıl öncesine kadar cansız bedenler topladıklarını anlatmaları ise gerçekten trajik.
 
alt
 
Kentte bulunan yüksek yapılar birkaç büyük otel ve genellikle harabeye dönmüş, tekrar imar edilmeye çalışılan Bakanlık binalarından ibaret. Bu büyük yapılara yerli halkın pek de yaklaştığını göremiyorsunuz. Adeta izole yapı adaları haline gelmiş bu yapılar.
Kentin en izole parçası ise; tabiî ki de Amerikan askerleri ve diğer uluslar arası temsilcilerin yaşadığı ‘Green Zone’ olarak adlandırılmış bölge. Bu alana girişime izin verilmiyor. Esasen bu alanın yakınında dolaşmak bile riskmiş gibi geliyor insana, olağanüstü güvenlik önlemleri ve en ufak bir şüpheli tavrınızda sanki sizi tutuklamaya hazır Arap ve Amerikalı askerlerle dolu çevresi.
 
alt
 
 İnsanlar çok dost canlısı, en azından bazı ince çizgileri ihlal etmediğiniz müddetçe. Kimlerin gerçekten işgalden hoşnut kimlerin rahatsız olduğunu anlamanız neredeyse imkânsız. Herkes korkuyor ve durumdan memnunmuş gibi davranmaya çalışıyor. Seyahat boyunca belki de en fazla dikkati çeken konu ise; beni taşıyan konvoyun ve diğer güvenlik araçlarının geçişi sırasında, eğer bu geçiş akşam saatlerinden sonra ise, karşılaştığımız sivil araçların sürücülerinin araçlarını derhal durdurarak iç lambalarını yakıp farlarını söndürmeleri ve başlarını önlerine eğmeleri. Bunu ilk gördüğümde anlam verememiş olmama rağmen bunun güvenlik için bir süredir zaman zaman uygulanan bir metot olduğunu öğreniyorum, üzülmemek ciddi anlamda imkansız. Olağanüstü hal tam da böyle bir durum olsa gerek.
 
alt
 
Son yıllarda en makbul meslek askerlik ya da polis kuvvetlerine katılabilmekmiş, disiplin gerektiren bir işleri olsa da sivil halkın karşılaştığı bu tip durumları görünce belki de yapılabilecek en rahat işmiş gibi geliyor insanlara, gelir olarak da vasatın üzerinde durumdalar imiş.
Benim kaldığım süre boyunca şehrin çeşitli bölgelerinde iki bombalama olayı oluyor, yalnızca birinin sesini duyduğumu hatırlıyorum, fakat insanlar artık bunu dahi kanıksamış, kimin kimi ne için öldürdüğü konusunda fikir yürütmeyi de bırakmışlar gibi.
 
alt
 
Eğer yanınızda Arapça bilen birisi var ise sosyolojik yapıyı tam olarak okuyabileceğiniz yerler ‘kahwa’ler. Size sorulmadan 3 dolu kaşık şekerle tatlandırılan çayınızı, ya da acı ‘mırra’nızı içebileceğiniz bir yandan da her yaştan insanlarla dolu bu ortamlarda ‘bolat alemdar’ hikâyelerini dinleyebileceğiniz yerler. Saddam kötüydü ama bu da olmamalıydı noktasına geliyor genellikle insanlar. Ziyaretimin olduğu dönemde halen sıcaklığını koruyan mezhep kavgaları da bireysel anlamda insanları fazlasıyla rahatsız ediyor. Gittiğim kıraathanelerden birinde tanıştığım kendisi Şii Arap, eşi Sünni bir Türkmen olan birinden fazlasıyla hissediyorum bu rahatsızlığı. Bazı bölgelerde zorunlu göçlerin yaşandığını anlatıyor. Dicle nehri anlayabildiğim kadarıyla bir sınır olarak kullanılmış bu uygulamalarda, evini taşımak zorunda kalmış eşinin ailesinden uzağa.
 
alt
 
Daha sonra ayrıca değineceğim Babil ziyaretim sırasında, Saddam Hüseyin’in saraylarından birini geziyorum. İnsanların işgalden hemen sonraki ruh halini de orada net olarak anlayabiliyorum. Saray adeta talan edilmiş, harabeye çevrilmiş. Hâlbuki Saddam yılda bir iki gün kalırmış bu sarayda. İnsanlarda ilk işgal günlerinde Saddam Hüseyin’e karşı büyük bir kin varmış, burası su götürmez bir gerçek. Fakat işgalden yıllar sonra bambaşka bir noktaya gelmiş oldukları da diğer bir gerçek.
 
alt
 
 
alt
 
Kent içinde insanlar bir şekilde hayatlarına devam etmek zorunda olduklarından ticaretleri devam etmekte. Dikkate değer bir husus ise özellikle Şii mahallelerinde yer alan Pazar yerlerinde Şiiliği ön plana çıkaran büyük posterlerin, afişlerin asılı oluşu, esasen beni Sünni bölgeye girişime güvenlik gerekçesiyle izin de verilmiyor. Dolayısıyla o bölgede yaşayan insanlara ilişkin gözlem yapamadan noktalıyorum seyahatimi.
 
alt
 
İnsanlarla ilgili Bağdat’ın insanlarıyla ilgili özet tek söz söylemem gerekirse söyleyebileceğim şey ise; plastik bir umut çiziminin ardında yatan ve hayatlarının her alanında yaşadıkları, geleceğe dair ‘umutsuzlukları’dır sanırım.
 
Devamı Gelecek..// 

Kadim Şehir Bağdat – Dünyanın Eski Başkenti

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Volume 1 – Bağdat’ı Görmek
 
İkinci Körfez Savaşının etkileri neredeyse tamamen canlı, bombalama, ve yer yer çatışma haberleri sürerken yolumuz düştü Bağdat’a, 2010 yılının hemen başında.
 
 alt
 
İstanbul’dan yola çıktığınızda bir Avrupa kenti ya da Uzak Doğuda bir tatil cennetine gidiyormuş gibi hissetmediğiniz kesin. Bu garip ürkme hali, Bağdat’da uçağın kapılarının açıldığı ana kadar devam ediyor ve havalimanı terminal binasında bu ürkme halinde mutlak bir artış hissediyorsunuz birden bire özellikle de terminal binasındaki onlarca Amerikan askeri üniforması giymiş esmer Arap askerleri gördüğünüzde. Arap ülkelerine has olduğunu düşündüren günlük kaotik yaşam biçimine bir de bu eklenince kesinlikle korkuyorsunuz.
 
alt
 
Bütün bu karmaşık ruh hali yetmiyormuş gibi bir de yola birlikte çıktığınız yol arkadaşınızın yeşil pasaportu olması nedeniyle askeri makamlarca öncelikle güvenliği sağlanması gerekli vatandaş kategorisine alınması, aynı gerekçe ve ‘güvenliğinizi sağlayamayız’ cevabıyla vizesi reddedilip ilk uçakla (ilk uçak Umman’a idi) beş altı saat nezarethaneyi andıran bir odada bekletildikten sonra geri postalanması sonrasında gerçekten anlamaya başlıyorsunuz bu hikayenin devamında nelerle karşılaşabileceğinizi. Yol arkadaşımın vize problemi yaşaması esnasında aradığımız Türkiyenin Bağdat Büyükelçiliğindeki görevlinin hemen geri dönün demiş olmasının insanı gerçekten buz gibi yaptığını da atlamamak gerek sanırım.
Programım yoğun; Bağdat’da Hilton’la birlikte sayılabilecek iki büyük otelden birinde kalacağım, adı el-Mansour. Otele ulaşmak için önceden organize edilmiş olan kişi beni karşılıyor. Yol arkadaşımla vedalaşıp onu Umman’a uğurladıktan sonra yaklaşık 5 saat gecikmeli olarak terminal binasından çıkıyor ve bizi bekleyen büyük 4 çeker araca biniyoruz. Konvoyumuzda tanımadığım insanların olduğu 2 büyük araç daha var, polis olduklarını öğreniyorum. Tepesinde sirenler takılı bu üç araçlık konvoyla şehre kadar yaklaşık yarım saat süren bir yolculuk yapıyoruz.
 
alt
 
Şehre girdiğinizi hissettiğinizce içinizde ilk uyanan duygu gerçek ve ciddi anlamda bir boşluk, henüz öğleden sonra olmasına rağmen caddelerde tek tük araçlar ve uzun namlulu silahlarla bekleyen muhafızların koruduğu kontrol noktaları, ve yine aynı noktalarda bekleyen zırhlı araç ve tankları görmeye başlıyorum. Bir zaman sonra ise yıkılmış veya kısmen bombalanmış binaların yanından geçmeye başlıyorum, gerçekten garip bir duygu…
 
alt
 
Bir müddet sonra otelimize ulaşıyoruz, otele araç girişi için betondan yapılarak sonradan otelin önüne monte edilmiş üç metre yüksekliğinde duvarlardan ibaret bir labirentin içine giriyor aracımız, duvarların üstünde yine muhafızlar var. Sonra öğreniyorum ki otel bir süre önce bombalanmış ve yapının arka cephesi yok edilmiş. Heryerde aktif ve askerlerce tutulan siper, mevzi ve kontrol noktaları var. Otelin avlusuna varmamızla birlikte rahat bir nefes aldığımı hatırlıyorum.
 
alt
 
Bağdat’da kaldığım sekiz gün boyunca yoğun bir gezi programı uyguluyorum...
Devamı Gelecek..//
Volume 2 - İnsanlar
Volume 3 - İslam Kenti Bağdat
Volume 4 - Küçük Mekke Kerbela